
Her yıl 8 Mart geldiğinde vitrinler süslenir, çiçekli mesajlar paylaşılır, kadının “kutsallığına” dair klişe cümleler kurulur. Oysa gerçek hayat, bu pembe tablo kadar parlak değildir.
Bugün Türkiye’de kadın olmak çoğu zaman sadece bir mücadele değil, bir hayatta kalma çabasına dönüşmüş durumda. Bu yüzden bu 8 Mart’ta yalnızca kutlama yapamayız. Bir yandan kadınların yıllardır verdiği mücadelenin kazanımlarını sahiplenirken, diğer yandan kaybettiğimiz kadınların acısıyla yüzleşmek zorundayız.
Çünkü gerçek değişim, yüzleşmeden başlamaz.
Kadın Kavramının Yitirilen Öz Değeri
Son yıllarda toplumda “kadın” kavramının ciddi bir aşınmaya uğradığını görüyoruz. Bir tarafta kadını dar kalıplara sıkıştıran geleneksel baskılar… Diğer tarafta onu özünden koparıp yalnızca bir görüntüye, bir vitrine indirgeyen modern anlayış… Bu iki uç arasında kaybolan şey ise kadının gerçek emeği. Oysa kadın sadece bir rolün temsilcisi değildir. Bir annenin merhameti, bir ablanın rehberliği, bir uzmanın emeği, bir bireyin topluma kattığı akıl ve vicdandır.
Emek sadece mesai saatlerinde ölçülmez. Emek, bir toplumun ahlakını ve geleceğini sabırla ilmek ilmek dokumaktır.
Ne yazık ki bugün bu emeği korumak yerine, kadını her geçen gün daha savunmasız bırakan bir toplumsal aşınmaya tanıklık ediyoruz.
Aynı İsim, Aynı Acı
Bu 8 Mart’ta hafızamıza kazınan iki isim var. İkisi de Fatma Nur Çelik.
Biri; ideallerinin peşinden giden genç bir öğretmen… Hayatını eğitime adamışken kendi öğrencisi tarafından hayattan koparıldı. Bugün adı bir okul tabelasında yaşatılıyor.
Diğeri ise İstanbul’da, bir istismar sarmalının içinde, küçük kızıyla birlikte cansız bedeni bulunan bir anne.
İsimleri aynı. Coğrafyaları aynı.
Ama aslında bu hikâyeler sadece iki kadının hikâyesi değil. Bu ülkenin kadınlara yeterince güvenli bir hayat sunamamasının acı bir yansımasıdır.Biri toplumu inşa etmeye çalışırken öldürüldü. Diğeri toplumun en karanlık köşelerinde korunamadı.
Biz nasıl bir ülkede yaşıyoruz ki bir kadın ya bir okul tabelasında ya da bir gazete sayfasında hatırlanıyor?
Kadınların ve çocukların en temel hakkı olan yaşama hakkı bu kadar kırılgan hale gelmişken, hangi yüzeysel kutlama içimizi rahatlatabilir?
Kadın: Hayatın Kilidini Açan Anahtar
Anahtar Parti olarak biz kadını; şiddetin nesnesi, siyasetin malzemesi ya da sadece belirli rollerin taşıyıcısı olarak görmüyoruz.
Bizim için kadın, hayatın kilidini açan en güçlü anahtardır.
Kadın kavramının uğradığı bu aşınmayı durdurmak, adaleti sadece kâğıt üzerinde bırakmayıp hayatın içinde hissettirmek ve kadının korkmadan, kendi kimliğiyle var olabileceği bir düzen kurmak bir tercih değil, bir zorunluluktur.
Gerçek 8 Mart
Bu yüzden 8 Mart yalnızca mesajların paylaşıldığı bir gün olmamalı.
8 Mart, şu soruyu sorduğumuz bir gün olmalı:
“Biz nerede hata yaptık?”
Fatma Nur’ların hikâyelerinin yarım kalmadığı, kadının emeğinin, onurunun ve hayatının gerçekten güvence altında olduğu bir Türkiye kurulana kadar bu soruyu sormaya devam edeceğiz.
Hayatın her alanında direnen, üreten ve “ben buradayım” diyen tüm kadınların yanındayız.
Bu 8 Mart’ta hem kaybettiklerimizin yasını tutacağız hem de hakkımız olanı alana dek mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.
Bugünü gerçekten hatırlayan, kadın emeğinin değerini bilen ve kadınların güvenle yaşayacağı bir ülke için mücadele eden herkesin Kadın Emekçiler Günü kutlu olsun.
Çünkü kadınların sadece hatırlanacağı değil, güvenle yaşayacağı bir Türkiye mümkün. Ve o Türkiye kurulana kadar bu mücadele sürecek.
Nihal Rana Eroğlu


Bir yanıt yazın