
Türkiye, uzun yıllar boyunca bölücü terörün ağır bedelini ödemiş bir ülkedir.
Bu bedelin rakamlarla anlatılabilecek bir tarafı vardır. Ancak rakamların anlatamadığı çok daha büyük bir tarafı vardır.
Bir rakamın arkasında evladını toprağa veren bir anne, bir daha “Baba” diyemeyecek bir çocuk, eşinin yolunu yıllarca bekleyen bir kadın, kardeşinin fotoğrafına bakarak büyüyen bir kardeş vardır.
Ve bir gazinin hayatında, vatanı uğruna verdiği mücadelenin izlerini taşıyan bir ömür vardır.
Bu nedenle bugün terörün sona ermesi, silahların bırakılması, toplumsal huzur ve geleceğe dair atılabilecek adımlar konuşulurken meselenin yalnızca siyasi veya hukuki boyutuyla ele alınması yeterli değildir.
Bir de vicdan boyutu vardır.
Ve o vicdanın adı şehittir.
O vicdanın adı gazidir.
O vicdanın adı, yıllardır evladının mezarına sarılarak yaşayan annedir.
BARIŞ İSTEMEK, TAVİZ VERMEK DEĞİLDİR
Türkiye elbette huzur istiyor.
Çocuklarımızın terör korkusuyla büyümediği, annelerin evlatlarını askere uğurlarken yüreğinin titremediği, insanların güven içerisinde yaşadığı bir ülke hepimizin ortak arzusudur.
Terörün sona ermesi ve yeni canların yanmaması, milletimizin en temel beklentilerinden biridir.
Fakat burada çok önemli bir ayrım vardır:
Barış istemek başka şeydir, teröre taviz vermek başka.
Silahların susmasını istemek başka şeydir, terörün taleplerini meşrulaştırmak başka.
Toplumsal huzuru savunmak başka şeydir, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını ve milletimizin ortak değerlerini tartışmaya açmak başka.
Türkiye, terörle mücadelede elde ettiği kazanımları korumalıdır.
Bölücü terör örgütüne ve terör yöntemlerine asla taviz verilmemelidir.
Çünkü taviz, yalnızca bugünün meselesi değildir.
Bugün verilen bir taviz, yarının daha büyük taleplerinin kapısını aralayabilir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşları arasında hukuk önünde eşitlik esastır. Hiçbir vatandaşımız kökeni, dili veya kültürü nedeniyle ötekileştirilmemelidir. Ancak hiçbir gerekçe de terörü, şiddeti veya bölücülüğü meşru gösteremez.
Türkiye’nin birlik ve bütünlüğü tartışma konusu yapılamaz.
Tek vatan, tek bayrak, ortak hukuk ve ortak gelecek anlayışından geri adım atılmamalıdır.
ŞEHİDİN HATIRASI PAZARLIK KONUSU OLAMAZ
Son dönemde terör örgütü, Abdullah Öcalan ve olası hukuki ya da siyasi düzenlemeler üzerinden kamuoyunda farklı değerlendirmeler yapılmaktadır.
Bu konuların hukuk devleti ve demokratik tartışma zemini içerisinde ele alınması doğaldır.
Ancak demokratik tartışma hakkı ile terör örgütüne meşruiyet kazandırmak arasında çok net bir çizgi vardır.
O çizgi aşılmamalıdır.
Çünkü bir şehit annesinin acısı herhangi bir siyasi hesabın konusu olamaz.
Bir gazinin fedakârlığı herhangi bir pazarlığın parçası yapılamaz.
Bir milletin güvenliği, günlük siyasi hesapların üzerinde tutulmalıdır.
Devlet aklı; soğukkanlı, güçlü ve kararlı olmalıdır.
Türkiye Cumhuriyeti terörle mücadele ederken hukuk içerisinde hareket etmeli; fakat hukuk devletinin gücünü terör karşısında zafiyet olarak göstermemelidir.
Terör örgütü silah bırakmadan, terör yöntemlerinden vazgeçmeden ve Türkiye’nin hukuk düzenini tanımadan hiçbir yapı, milletimizin iradesinin üzerinde bir muhatap konumuna taşınmamalıdır.
Çünkü devletin muhatabı milletidir.
BİR ŞEHİT ANNESİNE NE SÖYLEYECEĞİZ?
Bir şehit annesini düşünün…
Evladını askere gönderirken belki de son kez sarıldı.
“Dikkat et oğlum” dedi.
“Sağ salim dön” dedi.
Sonra bir gün kapısı çalındı.
O kapının ardında birkaç görevli, birkaç kelime ve hayatının geri kalanını değiştiren bir haber vardı.
O günden sonra o evde bir sandalye hep boş kaldı.
Bir tabak sofraya konulmadı.
Bir telefon hiç çalmadı.
Bir bayramda bir evladın sesi duyulmadı.
Bir çocuğun hayatında baba, bir fotoğraf karesine dönüştü.
Şimdi böyle bir anneye ne söyleyeceğiz?
“Geçmişi unut” mu?
Hayır.
Unutmayacağız.
Ama o acıyı yeni nesillere düşmanlık olarak değil, bir daha aynı acıların yaşanmaması için sorumluluk olarak aktaracağız.
Şehitlerimizin hatırasını yaşatacağız.
Ama onların kanının yeni acılara dönüşmesine de izin vermeyeceğiz.
GAZİLERİMİZ SADECE TÖREN GÜNLERİNDE HATIRLANMAMALI
Bir gazi, yalnızca üniformasını çıkardığı gün görevini tamamlamış sayılmaz.
Vatan için yaptığı fedakârlığın izlerini ömrünün sonuna kadar taşır.
Bazen bedeninde…
Bazen ruhunda…
Bazen hayatının değiştirmek zorunda kaldığı bütün planlarında…
Bu nedenle gazilerimize gösterilen saygı yalnızca belirli günlerde yapılan törenlerden ibaret olmamalıdır.
Onların hakları, itibarı ve devlet tarafından gördükleri destek her zaman güçlü biçimde korunmalıdır.
Çünkü bir devlet, kendisi için fedakârlık yapan insanlara verdiği değerle de büyür.
TÜRK MİLLETİ’NİN BİRLİĞİ PAZARLIK MASASINA KONULAMAZ
Türk milleti tarih boyunca çok ağır bedeller ödemiş, büyük devletler kurmuş ve bağımsızlığını korumak için nice mücadelelerden geçmiştir.
Bugün sahip olduğumuz Cumhuriyet, kolay kazanılmış bir miras değildir.
Bu devletin kuruluşunda şehitlerin kanı, gazilerin fedakârlığı ve milletimizin bağımsızlık iradesi vardır.
Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı ve milletimizin ortak vatandaşlık bağı, günlük siyasi tartışmaların konusu haline getirilmemelidir.
Elbette farklı kültürlerimizi, farklı geleneklerimizi, farklı yaşam biçimlerimizi zenginliğimiz olarak görebiliriz.
Birbirimize saygı duyabiliriz.
Herkesin hukuk önünde eşit olduğu bir Türkiye’yi savunabiliriz.
Ama bütün bunları yaparken ortak vatanımızdan, ortak devletimizden ve ortak millet bilincimizden vazgeçmemeliyiz.
Çünkü farklılıklarımız olabilir; fakat vatanımız birdir.
Dillerimiz farklı olabilir; fakat devletimiz birdir.
Hayata bakışımız farklı olabilir; fakat geleceğimiz ortaktır.
Ve bu ortak gelecek, terörün gölgesinde şekillendirilemez.
TAVİZ DEĞİL, KARARLILIK
Türkiye’nin terörle mücadelede ihtiyacı olan şey yeni tavizler değil, güçlü bir devlet aklıdır.
Terör örgütlerinin silahı bırakması elbette istenmelidir.
Fakat silahı bırakan terör örgütüyle, silahı bıraktıran devlet arasında fark vardır.
Devlet terör karşısında teslim olan taraf değil, hukukun ve millet iradesinin temsilcisidir.
Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti;
Terörle mücadelede kararlı olmalı,
Hukuk sınırları içerisinde hareket etmeli,
Masum vatandaşlarının güvenliğini korumalı,
Şehit ailelerinin ve gazilerin hassasiyetlerini gözetmeli,
Ve bölücü terör örgütüne hiçbir şekilde siyasi meşruiyet alanı açmamalıdır.
Terörle mücadele etmek başka, vatandaşlarımızla mücadele etmek başkadır.
Türkiye’nin bütün vatandaşları bizim vatandaşımızdır.
Ancak terör ve bölücülük, vatandaşlık hukukunun arkasına saklanarak meşrulaştırılamaz.
GELECEĞE BAKACAĞIZ, AMA GEÇMİŞİ UNUTMAYACAĞIZ
Bugün kendimize sormamız gereken önemli bir soru var:
Biz geleceğe yürürken arkamızda bıraktıklarımızı nasıl hatırlayacağız?
Bir şehit annesinin gözyaşını unutursak eksiliriz.
Bir gazinin fedakârlığını unutursak eksiliriz.
Terörün açtığı yaraları unutursak eksiliriz.
Ama aynı zamanda bu acıların bir daha yaşanmaması için gereken kararlılığı göstermezsek de eksiliriz.
Çünkü güçlü Türkiye; ne geçmişinin acılarını inkâr eden ne de geleceğin umudundan vazgeçen Türkiye’dir.
Geleceğe bakacağız.
Ama hafızamızı kaybetmeden…
Barışı savunacağız.
Ama teröre taviz vermeden…
Huzuru isteyeceğiz.
Ama devletimizin güvenliğinden ve milletimizin birlik ve bütünlüğünden vazgeçmeden…
Ve her şeyden önce şunu hatırlayacağız:
Şehitlerimizin emaneti, hiçbir siyasi hesabın konusu değildir.
Gazilerimizin fedakârlığı, hiçbir pazarlığın parçası değildir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin birliği ve bütünlüğü, hiçbir terör örgütünün tehdidiyle yeniden şekillendirilemez.
Biz çocuklarımıza düşmanlık mirası bırakmak istemiyoruz.
Ama onlara bölünmüş bir gelecek de bırakmak istemiyoruz.
Biz çocuklarımıza savaş bırakmak istemiyoruz.
Ama terör karşısında boyun eğen bir devlet anlayışını da miras bırakmak istemiyoruz.
Biz barış istiyoruz.
Ama onurlu, hukuk içinde, milletimizin birliğini ve devletimizin bütünlüğünü koruyan bir barış istiyoruz.
SON SÖZ
Türkiye’nin ihtiyacı yeni yaralar açmak değil, açılmış yaraları iyileştirmektir.
Fakat bir yarayı iyileştirmenin ilk şartı, o yaranın varlığını inkâr etmemektir.
Şehitlerimizin hatırası siyasetin günlük tartışmalarının üzerinde tutulmalıdır.
Gazilerimizin emeği ve fedakârlığı hiçbir siyasi hesapla gölgelenmemelidir.
Terörün sona ermesi için atılabilecek her adım hukuk devleti ilkeleri içerisinde değerlendirilmelidir.
Ancak hiçbir süreç, bölücü terör örgütüne taviz verildiği veya terörün ödüllendirildiği izlenimini doğurmamalıdır.
Çünkü terörün ödüllendirildiği yerde yeni terörlerin ortaya çıkma ihtimali büyür.
Devletin kararlılığı zayıflarsa toplumun güven duygusu da zedelenir.
Bu nedenle Türkiye’nin barış arayışı, devlet ciddiyetinden ve milli birlik anlayışından ayrılmamalıdır.
Biz Türk milleti olarak elbette kardeşçe yaşamak istiyoruz.
Elbette huzur istiyoruz.
Elbette çocuklarımızın terör görmeden büyümesini istiyoruz.
Ama bunu yaparken şehitlerimizin aziz hatırasını, gazilerimizin onurunu, Cumhuriyetimizin temel değerlerini ve ülkemizin bölünmez bütünlüğünü korumak zorundayız.
Çünkü barışın kıymeti, onu hangi bedeller karşılığında koruduğumuzu bildiğimizde anlaşılır.
Ve devletin büyüklüğü, yalnızca barış yapabilmesinde değil; barışı sağlarken milletinin onurunu, hukukunu, güvenliğini ve birliğini koruyabilmesindedir.
Şehitlerimizin emaneti hepimizin emanetidir.
Gazilerimizin onuru hepimizin onurudur.
Vatan hepimizin vatanıdır.
Ve Türkiye Cumhuriyeti’nin birliği, hiçbir terör örgütünün tehdidine, hiçbir silahlı yapının dayatmasına ve hiçbir siyasi pazarlığa bırakılmayacak kadar değerlidir.
Barış istiyoruz.
Huzur istiyoruz.
Kardeşçe yaşamak istiyoruz.
Ama teröre taviz vermeden…
Bölücülüğe geçit vermeden…
Şehitlerimizi unutmadan…
Gazilerimizi incitmeden…
Ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığından, egemenliğinden ve bölünmez bütünlüğünden asla vazgeçmeden.
Çünkü bu topraklar bize yalnızca miras kalmadı; bize emanet edildi.
Emanete sahip çıkmak ise hepimizin sorumluluğudur.
Ayşe Gökçen Güven


Bir yanıt yazın