MENÜ ☰
ARTDUŞ
Eylül 2026
P S Ç P C C P
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930  
İstanbul 34 Gazetesi » Alt Manşet, Genel, İlçeler, Kartal, Manşet, Toplum » “Türkiye’nin önünde büyük bir fırsat penceresi var; sen-ben kavgasıyla bunu kaçırmayalım”
“Türkiye’nin önünde büyük bir fırsat penceresi var; sen-ben kavgasıyla bunu kaçırmayalım”

Kartal Belediyesi Meclis Üyesi Ekrem Eray Arda ile Türkiye’nin siyasetine, CHP’de yaşanan tartışmalara, kentsel dönüşüme ve Türkiye’nin önündeki yeni fırsatlara dair çarpıcı bir röportaj

Genç yaşına rağmen Demokrat Parti İstanbul İl Başkanlığı görevini üstlenerek Türk siyasetinde dikkat çeken bir isim haline gelen Ekrem Eray Arda, siyasi çalışmalarının yanı sıra halen sürdürdüğü Kartal Belediyesi Meclis Üyeliği görevinde de aktif siyasetin içerisinde yer alıyor. Arda, Türkiye’nin ve siyasetin gündemine ilişkin değerlendirmelerinde yalnızca parti içi tartışmaların değil, Türkiye’nin dünyadaki konumunun ve vatandaşın hizmet beklentilerinin konuşulması gerektiğini savunuyor.

Siyasette yaklaşık iki yıla yaklaşan bir sürecin geride kaldığını belirten Arda, muhalefetin kendisini ve geldiği noktayı sorgulaması gerektiğini ifade ederken, CHP içerisinde yaşanan tartışmaların partiye zarar verdiğini düşünüyor. Türkiye’nin önünde tarihi bir fırsat penceresi bulunduğunu söyleyen Arda, “Sen-ben kavgası yapmak siyasi cahilliktir” sözleriyle dikkat çekiyor.

— İçinde bulunduğumuz siyasi süreç artık iki yıla yaklaşıyor. Sizce siyasetin geldiği noktada bir muhasebe yapmak gerekiyor mu?

Kesinlikle gerekiyor. Artık herkesin şapkasını önüne alıp düşünmesi lazım. İki yıl önce neredeydik, şimdi neredeyiz diye bir durup bakmak, millet bizi nasıl görüyor anlamak gerekiyor.

Görünen o ki vatandaş davaların siyasi boyutunun tamamen farkında. Ancak insanların içinden de şu soru yükseliyor: “Boş boş da hepsi mi boş?”

Örneğin ömrübillah CHP’den başka bir partiye oy vermemiş ağabeylerimiz, “Ben bir evin kirasını ödeyemezken adam Antalya’da bin evi nasıl almış?” diye soruyor. Yine “Malatya’nın, Ankara’nın, İstanbul’un milletvekili İzmir’in ilçesindeki ihalelerde ne arıyor?” diye soruluyor. Vatandaşın bu soruları sormasında da haklılık payı var.

Bunlar ortaya döküldüğünde İBB davasına yalnızca “darbe” demek maalesef anlamını yitiriyor. Çünkü vatandaş kendi gördüğü darbeyi de sorguluyor. İzmir’in ilçelerini İzmirliler değil, partinin ağababaları yönetiyor algısı oluşuyorsa, asıl bunun da tartışılması gerekmez mi?

— Ancak bu tartışmaların siyasetin özünü gölgelediğini düşünüyor musunuz?

Aslında bunların üzerine konuşmak bile zul. Bunlar siyasetin magazini. Bir de siyasetin kendisi var. Milletin hizmet talebi var. Asıl bunu konuşmamız gerekiyor.

Fakat “Davalarla meşgul ediliyoruz” denilerek konu geçiliyor. Bu söylem haklı mı? Nereden baktığınıza bağlı.

Kendi halinde bir vatandaşsanız haklısınız. Kimse işine gücüne bakmak varken mahkemelerle uğraşmak istemez. Ama siz savaş meydanlarında kongre toplamış, hem uluslararası siyaseti takip etmiş, çıkarları doğrultusunda yönlendirmiş hem de cephe gerisinde milletiyle hemhal olmuş bir liderin, Mustafa Kemal Atatürk’ün yolunda yürüdüğünüzü ve mücadele verdiğinizi iddia ediyorsanız, o zaman haksızsınız.

Atatürk’ün yolundan gidiyorsanız ona göre davranacaksınız.

— Atatürk dönemindeki mücadele ile bugünün siyasi sorunlarını karşılaştırmak doğru olur mu?

Elbette bugünün sorunları da büyük. Ama 26 Ağustos şafağında Büyük Taarruz emrini veren Mustafa Kemal’in dertlerinden daha mı büyük bizim dertlerimiz?

Yok olmanın eşiğine gelmiş bir milletin hayat memat mücadelesini sırtımızda taşımıyoruz. Bizim derdimiz, Atatürk’ün dertlerine göre oldukça lüks bir noktada.

Bugün “100 senelik bir Cumhuriyet’i, G20 üyesi bir ekonomiyi nasıl daha iyi bir noktaya getiririz?” diye konuşuyoruz.

Bugün geldiğimiz noktada, bu derdin sahibinin bazı sözümona muhalif arkadaşlarımdan çok Cumhurbaşkanımız Erdoğan olduğunu görüyor ve buradan kendilerini uyarıyorum.

— Kentsel dönüşüm konusunda da daha önce “devlet politikası” vurgusu yaptınız. Burada neyi kast ediyorsunuz?

Kentsel dönüşümün bir devlet politikası olduğunu defalarca vurguladım. Devlet politikasına uygun projeler geliştirmekte ego yapılacak bir şey yok.

Devletin politikasına uymak, başka bir partinin tahakkümüne girmek demek değildir.

Peki başka bir partinin tahakkümüne girmek nedir? Mesela bugün CHP’nin içinden bir parti daha çıktı. Bazı ilçelerde CHP Grubu’nun odasını Yeni Parti İlçe Başkanı yönetiyor. Başka bir partinin tahakkümüne girmek işte budur.

Bu arkadaşların bu konuda tahakküm derdi yok, konu devlet politikası olunca tahakkümden söz ediyorlar.

— CHP’nin temel değerleri açısından baktığınızda bugün nasıl bir tablo görüyorsunuz?

CHP’nin altı oku var. Türkiye’yi seven, derdi millet olan herkesi kapsayan büyük bir çatıdan bahsediyoruz. Ancak ara sıra dini ticarete ve siyasete alet eden bir grup karşılarına çıkmadıkça laiklik harici hiçbir oku hatırlayan yok.

Milliyetçilik ve devletçilik bu partinin ilkeleri değil mi? Tahakküm dedikleri şey bu partinin ilkelerinden biri değil mi?

Sadece laiklik okuna sarılarak siyaset yapmaya çalışan arkadaşların gidecekleri bir yer kalmadı. O kolay yol kapandı.

— Peki sizce bu yaklaşım CHP’den insanların uzaklaşmasının nedenlerinden biri mi?

Kesinlikle. Dini siyasete ve ticarete alet edenleri 15 Temmuz’dan beri hükümet öyle güzel silkeliyor ki hiç tahmin etmediğiniz eşiniz, dostunuz, arkadaşınızın bile özellikle son dönemdeki çalışmalardan oldukça memnun olduğunu görüyorsunuz.

Bu arkadaşlarımız birbiriyle ilgilenmekten memleket işleriyle ilgilenmeye vakit ayıramamış olabilirler. Ama o sırada vaat ettikleri hizmetleri çoktan başkaları yapar oldu.

Bugün milletvekilleri, belediye başkanları, meclis üyeleri AK Parti’ye geçiyorsa bunun sebebi yalnızca gösterildiği gibi bir menfaat meselesi değildir. Bunun altında partinin ortak değerlerden uzaklaşması, ortak değerlerin başka adreslerde temsil edilmeye başlanması da vardır.

Adamcılıktan, ayrımcılıktan rahatsız olanların haklı tepkisidir.

Millet de bunu görüyor. Yani sadece AK Parti çekmiyor; partinin içerisindeki tavır da yol arkadaşlarımızı itiyor.

— Siz CHP’ye neden geldiniz?

Biz CHP’ye ortak değerlerimizi düşünerek geldik.

Dün CHP’nin 103. kuruluş yıldönümüydü. Atatürk’ün CHP’nin ilk kongresi olarak Sivas Kongresi’ni işaret ettiğini ve bu kongrede “Vatan bir bütündür, bölünemez” şiarının milli bir nitelik kazandığını hatırlatmak isterim.

Herkese hitap etmeyi hedefliyorsanız kimseyi rahatsız etmeyecek temel değerlere işaret etmeniz gerekir.

Biz de buradan hareketle Büyük Türkiye hayallerimizi gerçekleştirmek ümidiyle davete icabet ettik. Siyasi görüşümüzü, geçmişimizi gizlemedik. Aksine hedeflerimizi gerçekleştireceğimiz bir platform olarak gördük.

Bugün ortada böyle bir platform maalesef yok.

Üstelik önümüzde kocaman bir fırsat penceresi açıkken.

— “Fırsat penceresi” derken tam olarak neyi kastediyorsunuz?

Dünya değişiyor. Dünyada Türkiye’nin alacağı yer değişiyor.

Açık konuşalım: Türkiye’nin dünya pastasından alacağı payın büyüme ihtimali var.

Büyüyen sermayemiz dünyaya yatırım yapmak istiyor. Yetişmiş insan kaynağımız dünyaya açılmak istiyor. İçerideki nüfusumuz refaha kavuşmak için, içerideki sermayemiz büyümek için Türkiye’nin dünyadaki payının büyümesini istiyor.

Çok şükür ki bugünkü dünya konjonktüründe bu artık mümkün.

Türkiye bugün “Terörsüz Türkiye”yi konuşuyor. Suriye’de entegrasyon gündemde. Türkiye’nin dünya ekonomisinden daha fazla pay alabilmesi için birleşmemiz gereken bir dönemden geçiyoruz.

Tek hedefimiz bu fırsat penceresini yakalamak olmalı.

— O halde sizce bugün Türkiye siyasetinin en büyük problemi nedir?

Sen-ben kavgası.

Açık seçik söylüyorum: Bu dönemde sen-ben kavgası yapmak siyasi cahilliktir.

Türkiye’nin dünyadaki yeri ilerlerse, pastadaki payı büyürse bunun hepimize faydası olur.

Ama bilmem ne partisinin bilmem ne örgütünde başkan olursanız sadece sizin ve çevrenizdeki birkaç kişinin egosu tatmin olur. Bunun ne size ne de etrafınızdakilere gerçek anlamda bir faydası olur.

— Yerel siyasette yaşanan gelişmeler bu açıdan size ne söylüyor?

Dün Menderes ilçesinde olanlara bakın. Bu zihniyetle devam edildiği sürece yarın İBB’de aynısının yaşanması asla sürpriz olmayacak.

Ben geçen seneki sözlerimi bugün de tekrarlamak istiyorum:

Vatandaş, parti içi meselelerle uğraşmaktan memleket meselelerine bakamayanların; kendi dünyasında oyunlar oynayıp da dünyadan haberi olmayanların biletini keser.

Türkiye’nin önünde çok büyük bir fırsat var. Siyasetin görevi bu fırsatı birbirimizle kavga ederek tüketmek değil, Türkiye’nin daha güçlü, daha müreffeh ve dünyada daha etkili bir ülke olması için değerlendirmektir.

Bugün artık kişisel ve parti içi hesapların değil, Türkiye’nin geleceğinin konuşulması gerekiyor.

Galeri
📆 10 Eylül 2026 Perşembe 19:01   ·   💬 0 yorum   ·  

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İSTANBUL'DA HAVA

İSTANBUL
29 Ekim

YAŞAMIN İÇİNDEN

RÖPORTAJLAR

YAZARLAR

ANKET

Yeni tasarımı beğendiniz mi?

Sonuçlar

Loading ...

PİYASALAR